Görme Siniri Felci

Görme Sinir Felci (İskemik Optik Nöropati)

Görme sinirinin ileri yaşlarda görülen diğer bir hastalığı da görme sinirini besleyen damarların ani tıkanması ile ortaya çıkan ‘görme sinirinin inmesi/felci (iskemik optik nöropati)’dir. Bu hastalık ani ve ciddi görme kaybı ile ortaya çıkar. En sık risk faktörleri, vücutta damar sağlığını bozan hipertansiyon, şeker hastalığı, sigara kullanımı ve yüksek kolesterol seviyeleri olarak kabul edilebilir. Bazı kişilerde görme sinirinin anatomik olarak yatkınlık sağladığı da artık kabul edilmektedir.Bu hastalığın görülmesi aslında vücutta damar sağlığının genel olarak uygunsuz olduğunu ve mevcut risk faktörlerinin akılcı olarak kontrol altına alınmasını bize öğütler. Aynı zamanda da damar tıkanıklığını engellemek için Aspirin gibi kanda pıhtılaşmayı engelleyen ilaçların kullanılması gerekir. Bu hastalığa benzer olarak gözü hareket ettiren kasları kontrol ettiren sinirlerin de inmesi /felci aynı risk faktörleri ve ilerlemiş yaşla birlikte daha sık görülür. Böyle bir durumda karşılaşan hastada ani başlayan çift görme hikayesi mevcuttur. Tedavi ve yaklaşım genellikle benzer olup, hastanın damar sağlığını iyileştirmeye dönük önlemler esastır.

Havuz ve Göz Sağlığı

Havaların ısınması ve yaza aylarının gelmesi ile birlikte serinlemek için yüzme havuzlarını tercih edenlerimiz çoğalacak. Özellikle yoğun iş yaşantısı ve giderek kısalan tatil süreleri nedeniyle artık pek çok çalışan uzun tatillere çıkmak yerine, hafta sonları veya hafta içleri mesai sonralarını havuz kenarında geçirmeye çalışıyor. Böylece hem güneş ışınlarından yararlanarak vücuttaki D vitamini depolarımızı dolduruyor, hem de biraz olsun yoğun iş hayatımızda stres atmış oluyoruz. Çocuklar için yüzme havuzları, hatta su kaydırakları neşeli hafta sonu dinlenceleri oluyor, anne-babaları ile birlikte vakit geçirebildikleri güzel zamanların aracı oluyor.

Havuzbaşında ve güneş altında göz sağlığımızı korumak için nelere dikkat etmeliyiz?

Havuzda geçirdiğimiz zaman aslında havuz başında başlıyor. Havuz dışında ve güneş altına mutlaka uygun koruma özelliklerine sahip güneş gözlüğü takmamız gözlerimizi korumak için çok önemli. Çocuklarımıza da küçük yaştan itibaren güneş gözlüğü takma alışkanlığı kazandırmamız gerekiyor. Çünkü güneş ışınlarının göz üzerindeki zararlı etkileri (katarakt, kuş kanadı, korneada yaşlılık halkası, göz çevresi derisinde kanserler, vb) genellikle uzun zaman sonra ortaya çıkıyor. Güneş gözlüğü alırken ultraviolet (mor ötesi) ışınları kestğiine dair sertifikası olanları ve Avrupa Birliği güvenlik kriterlerine uygunluğu gösteren CE belgeli ürünler tercih etmelidir. Erken yaşlardan itibaren güneş gözlüğü kullanarak gözlerimizi güneşin zararlı ışınlarından koruyabiliriz.

Havuzda göz sağlığımızı tehdit edenler neler?

Havuzların temizliği ve hijyeni için alınan önlemleri hepimiz biliyoruz; klor ve diğer dezenfektanlar havuz suyundaki mikroorganizmaların yokolması için kullanılıyor. Buna karşın gene de havuz suyundan kaynaklanan göz enfeksiyonlarına, hatta bunların salgınlarına tanık oluyoruz. Bunlara sebep olan organizmalar havuz suyunda klor ve diğer dezenfektanların azalması durumunda çoğalıp enfeksiyon nedeni oluyorlar. Özellikle adenovirüs adı verilen mikroorganizma şaşırtıcak kadar dayanıklı olması sayesinde, havuz sularında enfeksiyon salgınlarının başlıca nedeni olabiliyor. Bu enfeksiyonlar tipik olarak içinde bulunduğumuz bahar ve yaz aylarında sıklaşıyor. Adenovirüsler en sık üst solunum yolu enfeksiyonu yapmakla birlikte gözde ağır seyreden konjonktivitlere, ishallere ve kulak enfeksiyonlarına da neden olabiliyor. Ayrıca alerjik bünyesi ve bahar nezlesi olan kişilerde havuzdaki klor ve diğer dezenfektanlar alerjiye neden olabiliyor.

Havuzda göz sağlığımızı korumak için neler yapılabilir?

Öncelikle havuzların bakımında temizlik ve hijen kurallarına uyulduğunu sorarak, yani havuz seçerek işe başlanabilir. Havuz suyunda önerilen pH değeri 7.2 ila 7.8 aralığında, serbest klor seviyesi de milyonda 1 ila 3 aralığında olmalı. Bunun yanında alınabilecek kişisel önlemlerle havuz suyunun hijyenine katkıda bulunabiliriz. Örneğin hasta olduğumuzda (ishal, konjonktivit, üst solunum yolu enfeksiyonları) havuza girmemeliyiz. Böylece bizden kaynaklanabilecek mikroorganizmaların havuza ulaşmasına engel oluruz. Havuza girmeden murlaka sabunlu suyla duş almalıyız. Böylece havuz suyunun asit oranını (pH) değiştirmemiş oluruz ve havuz suyundaki klor ve diğer dezenfektanlar bizi daha iyi korurlar. Havuzda geçirdiğimiz her 1 saat sonunda tekrar duş almamız, vücudumuzdan havuza geçecek ter ve diğer salgıları azaltacak ve havuz suyunun dengesini koruyacaktır. Havuza girmeden veya aralarda tuvaleti kullanırsak mutlaka ellerimizi sabunla yıkamalı, havuza girmeden önce ayakları sterilize eden sulardan geçirmek önerilerimiz arasındadır.

Kişisel önlem olarak, havuza girerken havuz gözlükleri kullanılabilir. Böylece gözlerimizin havuz suyuyla mümkün olduğunca az temas etmesini sağlarız. Adenovirüs gibi mikrobik ajanlar vücuda girerken sıklıkla ağız ve solunum yollarını kullanırlar; bu nedenle havuz suyunu içmemek, ağız ve burnumuzda dolaştırmamak oldukça önemlidir.

Kontakt Lensler ve Sıkça Sorulan Sorular

Kontakt lensler göz bozukluğu olan kişilerin yararlandığı tıbbi gereçlerdir. İlk lens kullanımı 1960’larda sert lenslerle başladı. 1970’lerde kullanıma giren yumuşak kontakt lensler ise kolay adapte olabilme ve gözde varlıklarını çok daha az hissettirme gibi özellikleri nedeniyle yaygın bir kabul gördüler ve sıkça kullanılır oldular.

Teknolojik gelişmeler, kontakt lenslerde de zaman içinde kendisini gösterdi. Yumuşak lensler giderek daha çok oksijen geçirebilir oldu hatta astigmat için lensler (torik), yakını da uzakla birlikte iyi gösteren lensler (multifokal/progresif) ve güneşin zararlı morötesi (UV) ışınlarını engelleyen lensler üretilmeye başlandı. Son yıllarda silikon hidrojel adı verilen materyalden üretilen lensler oksijen geçirgenliğinde belirgin bir artışa neden oldu ve hasta konforu arttı. Kontakt lenslerle ilgili sıkça sorulan sorular ve cevaplarını aşağıda bulabilirsiniz:

Lenslerimle gece uyuyorum, doğru yapıyor muyum?

Hayır doğru yapmıyorsunuz. Normalde kornea (saydam tabaka) oksijenini havadan emerek alır. Uykuda göz kapağı kapalı olduğunda ise oksijen düzeyi düşer. Kontakt lensler korneaya ulaşan oksijeni azaltır. Uykuda gözde lens kalması saydam tabakanın daha da oksijensiz kalmasına neden olabilir. Son yıllarda daha yüksek oksijen geçirgenliğine sahip olan lensler üretilmiştir ve bu sorun bir ölçüde giderilmiştir. Ancak çalışmalar, gece kontakt lensle uyumanın gözde enfeksiyon (mikrop kapma) olasılığını en az 5-6 kat artırdığını göstermiştir. Bu nedenle gece lensle uyunmasını önermiyoruz.

Aylık lensimi 2 aydan fazla kullanıyorum. Gözümde rahatsızlık hissetmiyorum. Sorun olur mu?

Evet sorun olur. Çünkü lensler optimum kullanım sürelerine göre üretilmiştir. Lensi miadından uzun kullanmak üzerinde protein, yağ gibi maddelerin birikmesine neden olur. Bu da enfeksiyon riskini artırır. Ayrıca kullanım süresi uzadıkça lensin oksijen geçirgenliğinde azalma beklenir. Bu tarz bir kullanım sonucu günün birinde ciddi bir enfeksiyon ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Bu enfeksiyon görmenizi tehdit edebilir. Mutlaka kullandığınız lensin ideal ömrünü alırken sorun ve ona göre kullanın.

Eskiden yıllık lenslerim vardı, artık üretilmediğini söylüyorlar. Bundan sonra aylık veya günlük lens kullanmak zorunda mı kalacağım?

Kontakt lensler tıbbi gereçlerdir. Ancak nihayetinde göze konulan yabancı cisimlerdir. Bir yabancı cismin gözde kalma süresi ve kullanım ömrü uzadıkça eskir ve ilk günkü performansını gösteremez. Süre uzadıkça mikroorganizmalar lense daha kolay tutunur ve korneanın enfeksiyon riski artar. Bu nedenlerle artık daha sık oranda sık değişim lensleri tercih edilmektedir. Günlük kullan-at lensler giderek yaygınlaşmaktadır. ‘Bir lens ne kadar kısa kullanılırsa o kadar iyi’ sözü benimsenmelidir.

Lens kabımı hiç değiştirmiyorum. Acaba değiştirmeli miyim?

Çok uzun süreyle aynı lens kabı kullanılırsa, mikroorganizmalar için uygun ortam oluşur. Lensi temizlemek için kullanılan kaplar lens için mikrop kaynağına dönüşebilir. Lens kaplarının en az 3 ayda bir değiştirilmesi gereklidir. Günümüzde lens solüsyonlarının içinden lens kapları çıkmaktadır. Solüsyon bittiğinde lens kabı da atılmalı ve yeni lens kapları kullanılmalıdır.

Lens kabındaki solüsyonu kaç kez kullanabilirim?

Sadece bir kez kullanabilirsiniz. Lensi temizlemek için kullanın, sonra içindeki solüsyonu dökün. Lensleri her seferinde yeniden koyduğunuz solüsyonların içine yerleştirin. Kullanım aralarında lens kabınızı boşaltın ve kapağı açık durumda kurumaya bırakın.

Yanımda lens solüsyonu yoksa lensleri suda bekletebilir miyim?

Suda bulunan bazı mikroorganizmalar gözde ciddi enfeksiyona neden olabilir. Lensler suyla asla temas etmemelidir. Lenslerle havuza veya denize girmek bu nedenle risklidir ve nermiyoruz.

Kontakt lenslerimi takıp çıkarırken tükürük kullanabilir miyim?

Kontakt lensleri takıp çıkarmadan önce eller sabunlu suyla yıkanmalı ve durulanmalıdır. Tükürük gözde ciddi enfeksiyonlara sebep olabilir ve lensleri takıp çıkarırken asla kullanılmamalıdır.

Makyajımı lenslerimi taktıktan sonra mı, önce mi yapmalıyım?

İdeal olan önce kontakt lensleri takmak, sonra makyaj yapmaktır. Tersi yapılırsa, makyaj malzemeleri kontakt lense bulaşabilir ve göze rahatsızlık verebilir.

Lensler gözümde kuruluk yapıyor. Lenslerim varken gözüme damla damlatabilir miyim?

Bazı damlalar içerdiği koruyucu maddeler nedeniyle lens ile birlikte kullanılmaya uygun değildir. Ancak lenslerinizle kullanabileceğiniz pek çok damla da bulunmaktadır. Kullanacağınız damlayı mutlaka hekiminize sorun.

Yıllardır lens kullanıyorum. Eskisine göre daha rahat kullanıyorum. İlk günlerdeki kadar bakımına dikkat etmiyorum. Sorun olur mu?

Lens kullanıcılarında sık görülen bir hata, tecrübeleri arttıkça lens hijyenine daha az dikkat etmeleridir. Yılların getirdiği rahatlama riskli lens pratiğini artırabilir. Sağlıklı lens kullanımı ve göz sağlığınız için lenslerinizi ilk günkü özenle kullanmalısınız. Sadece bir çift gözünüz oluğunu ve ‘gözünüz gibi bakmanız gerektiğini’ lütfen unutmayın.

Kuru Göz Nedir?

Kuru Göz (Göz Yaşı Düzensizlikleri)

Kornea (saydam tabaka) gözün en ön tabakasıdır. Ama aslında dış ortamla ilk temas kuran göz tabakası korneayı kaplayan ‘gözyaşı’dır. Gözyaşı tabakası özellikle 40-50 yaşlarından itibaren eski özelliğini kaybetmeye başlar. Bunu daha çok menapoz dönemindeki kadınlar hisseder. Çünkü gözyaşının bazı tabakalarını üreten salgı bezleri hormonların etkisi altındadır. Hormonal değişimler bu bezleri etkiler ve göz kuruluğu daha sık görülür.

Hipertansiyon, depresyon ve alerji ilaçları gibi bazı ilaçlar da farklı mekanizmalar yoluyla göz kuruluğunu artırabilir. Bilgisayarın sık kullanımı ise göz kırpma sayısını azaltarak göz kuruluğuna neden olabilir. Göz kuruluğunun en sık bulguları gözlerde batma, yanma, kaşınma ve yabancı cisim hissidir. Tedavisi genellikle göz yaşı damlalarıdır; yetersiz kaldığı durumlarda anti-enflamatuar damlalar, uzun etkili gözyaşı jelleri veya gözyaşını gözde daha çok kalmasını sağlayan gözyaşı kanal tıkaçları gibi çözümler mevcuttur.

Makyaj ve Göz Sağlığı

Makyaj dış görünümde değişiklik yapmanın en çarpıcı yolu. Bir odaya girdiğinizde dikkat çekmenin en kolay yolu güzel gözlere sahip olmak. Üstelik gözlere yapılacak makyaj ile bambaşka yüz ifadesine ve imaja sahip olunduğu aşikar. Milattan önce 10.000 yılından beri yüz ifadesini değiştirmek için göze boyalar sürdüğü biliniyor. Günümüzde kozmetik sanayi özellikle göz makyajı için sayısız ürün üretiyor, özellikle kadınlar tarafından bu ürünler tüketiliyor. Peki hiç düşündünüz mü, acaba makyaj yaparken göz sağlığınızı nasıl koruyabilirsiniz?

Makyaj malzemeleri kişiye özeldir.

Makyaj malzemenizi başkaları ile paylaşmayın. Göz enfeksiyonu geçirmekte olan bir kişiye verdiğiniz malzemeniz sizin için enfeksiyon kaynağı olabilir, yani gözünüz mikrop kapabilir. Ortak kullanım alanlarında (demo, tester, vb) bulunan makyaj malzemeleri de göz sağlığınızı tehdit edebilir.

Makyaj malzemelerinin de son kullanma tarihi vardır.

Makyaj malzemeleri de açıldıktan sonra belli süreler içinde kullanılmalıdır. Bu süre genel olarak 3 ay kabul edilmekle birlikte, makyaj malzemesinin özelliğine göre değişebilir. Süresi dolan malzeme bitmese bile atılmalıdır. Süresinden fazla kullanılan makyaj malzemelerinin %70’den fazlasında bakteriler ürediği kanıtlanmıştır. Kurumuş rimel gibi ürünleri nemlendirmek için asla tükürük kullanmayın.

Alerjiniz varsa yeni aldığınız ürünleri tek tek deneyin

Makyaj malzemelerinde bulunan etkin ve koruyucu maddeler alerjik bünyesi olan kişilerde göz alerjisine neden olabilir. Alerjik bir bünyeniz var ve birden çok kozmetik ürünü birden aldıysanız, tercihan sıra ile deneyin ve alerji yapmadığına emin olduğunuz ürünleri kullanmaya devam edin.

Kirpik diplerine makyaj yaparken dikkat.

Kirpik diplerini, yani göz sınırlarını belirgin hale getirmek için eye liner veya göz kalemi kullanırken, kirpiklerin göze yakın olan iç değil, dış kısmına sürmeye dikkat edin. Çünkü kirpiklerin göze yakın olan iç kenar kısmında gözyaşına katkıda bulunan Meibomean yağ bezleri vardır. Bu bezler makyaj yapılırken tıkanırsa gözyaşı kalitesizleşir ve gözde batma, yanma, kızarma gibi rahatsızlıklara sebep olabilir. Hatta göz kapağında arpacık gibi enfeksiyonlar gelişebilir.

Makyaj yaparken hareketleriniz gözden dışarı doğru olsun.

Rimel, kalem, far gibi göz makyaj ürünlerini uygularken, uygulama yönü gözden dışarı (uzağa) doğru olsun. Böylece ürünleri sürmek için kullandığınız fırça, kalem gibi araçların saydam tabakaya (kornea) batma olasılığı azalır. Makyaj yaparken gözünüze batan bir ürün olursa, önce bol suyla yıkayın, gözde rahatsızlık devam ederse Göz Hekimi’nize danışın.

Kuru Göz rahatsızlığınız varsa makyajda nelere dikkat etmeli?

Kuru gözünüz varsa, tozlanan, pul pul dökülen makyaj malzemeleri göz yaşınıza karışıp şikayetlerinizi artırabilir. Göz muayenesinde gözyaşının içinde gezinen renkli makyaj tozları ile sık sık karşılaşıyoruz. Bu tarz ürünler hastalarımızın göz yakınmalarını (batma, yanma, kaşınma ve kızarma) artırıyor. Bu nedenle böyle ürünlerden kaşınmakta yarar var.

Kontakt Lens kullanıyorsanız makyajda nelere dikkat etmeli?

Kontakt lens ile makyaj yapılması yukarıda anlattığımız esaslara uyulursa sorun oluşturmaz. Genellikle lens taktıktan sorna majyaj yapmasını öneriyoruz. Eğer önce makyaj yapar, ardından lens takmayı denerseniz, lens veya parmağınızın sürtünmesi nedeniyle makyaj malzemeleri lens yüzeyine takılabilir veya gözyaşına karışabilir ve bu da sizi rahatsız edebilir.

Göz enfeksiyonu geçiriyorsanız makyajda nelere dikkat etmeli?

Yeni başlayan bir enfeksiyon varsa, iyileşene veya Göz Hekimi’niz onaylayana kadar makyaja ara vermek en doğrusu olacaktır. Enfeksiyon varken kullanmış olduğunuz ürün varsa, bu ürünü atmak en doğru uygulama olacaktır.

Neden Güneş Gözlüğü? Nasıl Güneş Gözlüğü?

Güneş ışınlarının zararlı etkileri hangi göz hastalıklarına sebep olabilir?

Özellikle yaz aylarında göze direk temas eden bu zararlı güneş ışınları gözün önündeki saydam tabakada Ultraviyole (UV) yanıklarına ve retina tabakasında görme merkezi hasarına sebep olabilir. Atmosfer ışınları mercekte bulanıklık yaratmakta ve katarakt gelişimine neden olmaktadır. Vücudun diğer kısımlarında olduğu gibi göz kapaklarını kaplayan deride ve konjonktiva tabakasında da kanser oluşumuna neden olduğu bilinmektedir.

Yüksek risk grubunu kimler oluşturmaktadır?
Güneşle temasta bulunan herkesin bu zararlı ışınlara karşı gözlerini koruması gerekmektedir. Ancak özellikle açık renk gözlüler, makula dejenerasyonuna genetik eğilimi olanlar, gözlerinden herhangi bir cerrahi operasyon geçirmiş olanlar ve lazer tedavisi görmüş olanlar yüksek risk grubunu oluşturmaktadır. Çocukların göz merceğinin ultraviyole ışınları süzebilme yeteneğinin yetişkinlere göre az olması ve ileri yaşlarda ortaya çıkan makula bozulmalarının kişilerin geçmişte maruz kaldıkları güneş ışığı miktarıyla ilgisi nedeniyle çocuklar da yüksek risk grubuna girmektedir.

Gözlerimizi güneş ışığının zararlı etkilerinden nasıl koruyabiliriz?
Göz bu zararlı ışınlardan korunmak için birçok doğal koruma sistemine sahiptir. Gözlerin koruyucu kemik yapı içine yerleşmiş olması, kaş, burun, yanaklar, göz kapakları ve iris tabakası gözün fazla ışıktan korunmasını sağlar. Ancak göze giren bu ışınların miktarı arttığı zamanlarda ve ortamlarda bu tabakaların koruyucu etkisi azalmakta ve hem kendileri, hem de sinir tabakası hasar görmektedir. Gözlerimizi güneşin bu zararlı ışınlarından korumak için yaz aylarında ve açık havalarda güneş gözlüğü kullanılmalıdır. Özellikle güneşin dik geldiği 10.00 – 16.00 saatleri arasında güneşle direk temastan kaçınılmalıdır.

Güneş Gözlüğü Alırken Nelere Dikkat Etmeli?

  • Güneş gözlüğü seçerken görünümden ziyade gözlüğün fonksiyonu ön planda tutulmalıdır.
  • Alınacak güneş gözlüğü UV-A ve -B ışınlarını %99-100 oranında engellemelidir.
  • Kısa kullanımlar için (evden işe araba kullanma, kısa yürüyüşler, vb) daha açık renk camlar tercih edilebilir. Ancak uzun süreli dış aktiviteler için (deniz kenarı, balık tutma, piknik, kış sporları,vb) daha koyu renkler tercih edilmelidir.
  • Güneş gözlüğü kesinlikle işportadan veya seyyar satıcıdan alınmamalıdır. Bu gözlüklerin özellikle çocuklara takılması büyük bir risktir.
  • Güvenilirliği bilinen markalar tercih edilmeli, az bilinen marka gözlük alınacak ise belli standartlara uygunluğunu gösteren sertifika olmasına dikkat edilmeli (Amerika menşeili gözlükler için ANSI Z80.3, Avrupa menşeili gözlükler için EN 1836:2005, Avustralya menşeili gözlükler için AS/NSZ 1067:2003)
  • Çerçevenin yeterli genişlikte olmasına, göze mümkün olduğunca yakın durmasına dikkat edilmelidir.

Presbiyopi ve Katarakt

Presbiyopi (40 yaş üzerinde Yakını Görmekte Zorlanma) ve Katarakt

Fotoğraf makinesinde odaklamayı objektif, gözümüzde ise lens (mercek) yapar. Lens genç yaşlarda daha esnek olduğundan kolaylıkla uzak ve yakın cisimleri net görebiliriz. Ancak 40’lı yaşlarda belirgin olarak uyum esnekliği azaldığından yakını görmekte zorlanmaya başlarız ve yakın gözlüklerine ihtiyaç duyarız. Buna ‘Presbiyopi’ adı verilir. Günümüzde presbiyopi tedavisinde yakın gözlüklerinin yerine uzak ve yakın görüşü birlikte sağlayabilen kontakt lensler de başarıyla uygulanmaktadır. Cerrahi tedavisi ise henüz başlangıç dönemindedir ve farklı tedaviler geliştirilmeye devam etmektedir.

Lensin esnekliği daha da azaldığında ve lensin saydımlığı azaldığında görme de azalmaya başlar. Buna ‘Katarakt’ adı verilir. Kataraktın tedavisi ameliyattır. Katarakt günümüzde en çok yapılan ameliyat olma ünvanını hemen her ülkede korumakta ve başarı ile uygulanmaktadır. Katarakt cerrahisi en yaygın ve başarılı olarak Fakoemulsifikasyon adı verilen yöntemle gerçekleştirilmektedir. Halk arasında yanlışlıkla ‘Lazerle katarakt ameliyatı’ adını almış olan bu ameliyat, gerçekte, ses dalgalarının lensi parçalayıp sıvılaştırması ve göz içinden uzaklaştırmasına dayanır. Ameliyatın sonunda göze yapay bir mercek konur. Bu ameliyatın küçük deliklerden yapılabilmesi sayesinde, ameliyat sonrası iyileşme önemli ölçüde hızlanmıştır.

Katarakt cerrahisinde son yıllarda gerçekleşen en önemli gelişme, uzak ve yakını bir arada görmeyi sağlayan yapay mercekler olmuştur. Bu merceklerle ameliyat sonrasında büyük oranda gözlüğe ihtiyaç duymadan günlük hayata devam etmek olanaklı hale gelmiştir. Ameliyat öncesinde gözün bu tür merceklere uygun olup olmadığının detaylı değerlendirilmesi ile uygun adayların saptanması belki de en önemli basamaktır.

Sarı Nokta Hastalığı

Sarı Nokta Hastalığı (Yaşa Bağlı Maküla Dejenerasyonu)

Halk arasında ‘Sarı Nokta Hastalığı‘ olarak bilinen ‘Senil (Yaşlılığa bağlı) Maküla Dejenerasyonu‘ da sıklığı ilerleyen yaşla artan bir rahatsızlıktır. Hastalığın altında yatan esas problem, metabolik olarak çok aktif olan ağ tabakanın atıklarını temizleyen retina pigment epitel tabakasının artık bu işi eskisi kadar iyi yapamaması ve görme keskinliğinden sorumlu olan ve içerdiği özel pigmentler nedeniyle sarı nokta adını alan ağ tabaka bölgesinde oluşan hasardır. Sarı Nokta Hastalığı ilerleyen yaşla birlike daha sık görülür; gelişmiş toplumlarda 50 yaş üzeri görme kaybının en sık nedenidir. 65-75 yaş arası toplumda %6.4, 75 yaş üzeri popülasyonda %19.7 görüldüğünü bildiren yayınlar vardır.

Sarı nokta hastalığı ‘Kuru (istenmeyen yeni damarların gelişmediği) Tip‘ ve ‘Yaş (istenmeyen damarların geliştiği) Tip‘ olarak iki ana gruba ayrılır. Kuru Tip sarı nokta hastalığının tedavisinde Lutein, Zeaksantin gibi sarı noktada bulunan pigmentlere ek olarak, E ve C vitaminleri ve çinko, bakır gibi anti-oksidan mineralleri içeren özel vitamin-mineral hapları kullanılır; bu tedavi ile hastalığın seyrinin yavaşlatıldığını gösteren önemli çalışmalar mevcuttur. Yaş Tip sarı nokta hastalığında ise istenmeyen damarları gerileten göz içi ilaç enjeksiyonları bugün için en etkin tedavi yöntemidir. Her iki tür sarı nokta hastalığını önlemek için dengeli ve sağlıklı beslenme, sigaradan uzak yaşam, UV’den korunmak için güneş gözlüğü takılması da önerilerimiz arasındadır.