Kişiye Özel Katarakt Cerrahisi Nedir?

Kişiye Özel Katarakt Cerrahisi Nedir?

Biz bu kavramı çok doğru bulmuyoruz. Sanki herkese aynı işlemi yapıyoruz da size özel farklı bir işlem yaptığımızı düşünmeyin. Biz aslında herkes için kişiye özel yaklaşım geliştirerek çalışıyoruz. Çünkü dünya üzerinde göz yapıları birbirinin aynı göz yapısına sahip iki kişinin olma ihtimali nerdeyse sıfır. Ayrıca bu ameliyattan beklentiler de farklı olabiliyor. 

Neden Katarakt Cerrahisinde Herkese Özel Yaklaşım Gerekli?

Nasıl herkese trifokal lens uygulanması doğru olmayabilir ise, herkese aynı firmanın aynı lensini takmak da uygun olmayabilir. Çünkü herkes farklı göz yapısına, farklı iş-güce, farklı yaşam alışkanlıklarına sahip. Bu nedenle hastamızla birlikte ameliyat öncesinden başlayarak ona en uygun çözüm seçeneğini bulmaya çalışıyor ve bunu en üst kalitede ona sunmaya çalışıyoruz. Bu sürecin en başından en sonuna hep hastamızın yanında ve erişilebilir oluyoruz. 

Farkımız Ne?

Her hastamıza terzi titizliği ile yaklaşıyoruz. Biz önce hastamıza kulak verip bu cerrahiden ne beklediğini anlamaya çalışarak işe başlıyoruz. Ardından hastamızın cerrahi ve lensler hakkında bilgisi olup olmadığını öğreniyoruz. Üzülerek söylemeliyiz ki bu konuda çoğu kişi yeterli bilgiye sahip değil ve reklamlarda duyduğu bilgilerden yola çıkarak mucizeler bekliyor. Lenslerin artı ve eksilerini, onların yaşam alışkanlıklarına nasıl olumlu veya olumsuz etkileri olabileceğini önce anlatıyoruz. İsteyen hastalarımıza simülatörlerle gösteriyor, hatta demo yaparak bu konuda tecrübe etmelerini sağlamaya çalışıyoruz. Bu süreçte hiç acele etmiyoruz, çünkü bunun hastamızın hayatında vereceği en önemli kararlardan biri olduğunu ve yaşamının geri kalanını çok  yakından etkileyeceğini biliyoruz. Bu nedenle birinci önceliğimiz hep hastamıza en uygun seçeceği “hastamızla birlikte” kararlaştırmak ve onu en iyi şekilde gerçekleştirmek. Katarakt ameliyatını hastamızla birlikte yürüdüğümüz bir yolculuk olarak görüyor ve bu süreci ona eşlik ederek, sorularını cevaplayarak ve kendini emniyette hissetmesini sağlayarak gerçekleştiriyoruz. 

Katarakt Ameliyatından Sonra %100 Gözlük’ten Kurtulmak Mümkün mü?

Dürüst olmalıyız, bu sorunun cevabı gerçekte hayır. Ancak kullanılacak mercek ve yaklaşıma göre sizi günlük hayatınızda gözlüğe en az ihtiyaç duyacağınız bir noktaya taşıyabiliriz. Ancak bu noktayı tercih ederken bazen uzak görme keskinliğinizin azalacağını, hatta keskin görmenizin (kontrast duyarlılığınızın) özellikle karanlıkta azalacağını kabul etmeniz ve bunu göze almanız gerekiyor. Yani her seçiş aslında bir vazgeçiş anlamına geliyor. 

Geçmişte Lazer Ameliyatı Oldum, Bana Nasıl Bir Yaklaşım Gerekir?

Siz bizim için çok özel ve çok daha fazla hesap yapmamız gereken birisiniz. Çünkü bizim hesaplarda kullandığımız cihazlar ve formüllerin neredeyse tamamı sizin gözünüzün hiç ameliyat olmadığını varsayıyor. Biz bunu biliyor ve buna göre farklı yaklaşımlar kullanıyoruz. Yeni nesil formüller ve en iyi cihazlarda ölçümler yaparak sürprizleri en aza indirmeye çalışıyoruz. Lens seçimi de sizin durumunuzda farklı olmalı. Bu uzun ve bizi de çok daha detaylı düşünmeye zorlayan bir durum. Ancak bu konuda da son derece başarılı sonuçlar elde ediyoruz. Ama sizin de özel bir durumunuz olduğunu anlamanız ve beklentinizi buna göre ayarlamanız gerekiyor (bakınız Farkımız Ne?)

Bir Yakınınız Aynı Lensten Taktırdı ve Çok Memnun Ancak Siz Taktırdınız Hiç Memnun Değilsiniz?

Bunun cevabı için birinci soruya (Kişiye Özel Katarakt Cerrahisi Nedir?) bakmalısınız.

Katarakt Nedir?

Katarakt Nedir?

Katarakt gözün içsel merceği kabul edilen lensin saydamlığını yitirmesi ve buna bağlı olarak gözün bulanık görmesidir.

Katarakt Herkeste Gelişir mi?

Katarakt belli yaşın üzerinde herkeste kaçınılmaz olarak gelişir.

Katarakt Gelişimini Hızlandıran Şeyler Nelerdir?

İleri yaş katarakt gelişimindeki en önemli risk faktörüdür. Bunun dışında, uzun süre morötesi (ultraviole) güneş ışınlarına maruz kalmak (güneş gözlüğü kullanmadan), şeker hastalığı varlığı, çok sigara tüketilmesi ve benzeri oksidan hasarlar, dengesiz beslenme, miyopi, özellikle de yüksek miyopi varlığı katarakt gelişimini daha erken yaşlara çekebilir.

Kataraktın Tedavisi Nedir?

Kataraktın tedavisi cerrahidir. Katarakt günümüzde fakoemulsifikasyon (biz genelde “fako cerrahisi” olarak ifade ederiz) adı verilen yöntemle başarı ile tedavi edilmektedir.

Fakoemulsifikasyon Ne Anlama Gelir?

Fako latince “lens” anlamına gelir; emülsifikasyon da iri taneciklerin daha küçük parçacıklara dönüştürülmesi demektir. Fako cerrahisinde göze küçük bir delikten sokulan fako cihazı gözün lensini önce küçük parçalara ayırır, sonra da vakum yöntemi ile gözün dışına çıkarır. Böylece göz çabuk ve kolay bir şekilde, genellikle de dikiş koymadan iyileşir.

Fako Cerrahisi Kolay Bir Cerrahi Midir?

Hasta açısından kısa süreli, konforlu bir cerrahidir. Eğer hasta uyum gösterir ve ameliyat sırasında sabit durursa lokal anestezi altında kısa süre içinde tamamlayabiliriz. Biz Göz Hekimleri için ise yıllarımızı verdiğimiz, öğrenme aşamalarında uzun teorik ve pratik eğitimlerden geçtiğimiz ve uygulanması aşamasında ter döktüğümüz bir “sanat”tır. Biz fako cerrahisinin süresi ile ölçülmesinden çok kaliteli ve başarı ile tamamlanmasını önemsiyoruz. Fako cerrahisi hem bilgi-yoğun hem de emek-yoğun bir sanattır.

Lazerle Katarakt Cerrahisi Yapıldığı Doğru mu?

Fako cerrahisini 10 basamaktan oluşan bir cerrahi olarak varsayın. Fako cerrahisinin 4 basamağını yapan bir lazer cihazı olduğu doğrudur. Ancak geri kalan basamaklar gene klasik fako yöntemi ile uygulanır. Bu açıdan bakarsak lazer ile fako cerrahisi klasik fako cerrahisine tam bir alternatif olma aşamasında değildir. Teknolojideki yeni gelişmeler bu durumu değiştirebilir mi, bunu bize zaman gösterecektir.

Fako Cerrahisinde Her Hastaya Yapay Lens Konur mu?

Evet her hastaya yapay lens (biz bunlara “göz içi mercek” deriz) konur, konması da gereklidir. Eğer yapay lens konmazsa hastalar çok yüksek numaralı kalın gözlükler takmak zorunda kalır.

Lens Seçenekleri Nelerdir?

Hastalara uzun zamandır koyduğumuz lensler tek odaklı lenslerdir: Bu lensler ile hastalara iyi bir uzak görüş sağlamaya çalışırız, ancak hastalar ameliyattan sonra yakın gözlük kullanırlar. Astigmatı belli yüksekliğin üzerinde olan hastalara astigmatı düzeltici (torik adı verilen) lensler koymayı öneriririz; böylece kataraktı ortadan kaldırırken astigmatı da düzeltme şansımız da olur.

Akıllı Lens Nedir?

Akıllı mercek diye bir şey aslında yoktur; akıllı lens olarak tanıtımı yapılan lensler hem uzak, hem ara mesafe hem de yakın mesafe görüş sağlayan üç odaklı (trifokal) göz içi merceklerdir. Bir lensin akıllı olmasından söz etmek mümkün değildir, ancak bu merceklerin akılcı kullanımından söz edilebilir. Bu nedenle biz “akıllı mercek” tanımını doğru bulmuyor ve kullanmıyoruz. Hastalarımızın trifokal lensler ile bir mucize beklememelerini tavsiye ediyoruz. 

Trifokal Lenslerde Görülen Sorunlar Nelerdir?

Trfokal lensler uzak-ara mesafe ve yakın görüş sağlar. Ancak uzak görüşte belli bir miktar düşüş gerçekleşebilir. Ayrıca kontrast kaybı bu lenslerin tamamında gerçekleşir, yani bu lensi taktıran hasta çok keskin ve detaylı görmez, bunun yerine her şeyi “biraz” gördüğü bir görüşe sahip olur. Ayrıca bu lensin takıldığı hastaların neredeyse tamamı gece ışıkların etrafında hale görür. Bazı hastalar bu şikayetleri zamanla fark etmemeye alışır, buna bazı kaynaklarda “nöroadaptasyon” yani beynin bunlara uyum göstermesi denir. Bazı hastalar ise bu görme bulgularından çok rahatsız olur ve alışmakta güçlük çekebilir.  

Trifokal Lens Herkese Uygun mu?

Trifokal lensler herkese uygun değildir. Gözde sarı nokta hastalığı, şeker hastalığına bağlı retina değişiklikleri, göz tansiyonu veya görme sinirinde geçirilmiş hastalık öyküsü varsa trifokal lensler önermiyoruz. Bu hastalıklarda gözün “sensörü” kabul edilen “ağ tabaka” ile gözden beyine bilgi akışı sağlayan ve gözün “data kablosu” diyebileceğimiz “optik sinir”de hasarlar vardır. Kameranın merceğini değiştirebilirsiniz ancak kameranın sensörü ve kameradan bilgisayara (yani beyne) bilgi taşıyan kablo sağlam değilse, hasta trifokal mercekten yeterli fayda sağlamaz.

Başka Kimlere Trifokal Lens Önerilmez?

İleri derecede titiz, kusurları fark etmeye meraklı kişilere trifokal lens önermiyoruz. Bu hastalar yukarıda sözünü ettiğimiz nöroadaptasyonu gerçekleştiremeyebilir. 

Trifokal Lens Taktırmak İstiyorum, Ameliyat Öncesi Deneme Şansım Var Mı?

Kataraktınız çok ileri değil ise, trifokal lenslere benzer görüşü size simülasyon yoluyla göstererek fikir edinmenizi sağlayabiliriz. Bunun için kliniğimize başvurarak en az 1-1.5 saatinizi bize ayırmanızı ve size anlatacağımız uyum programına katılmanızı tavsiye ediyoruz. 

Bana “Sizde İleride Katarakt Gelişebilir, Ameliyat Yapalım” Dendi, Ne Yapmalıyım?

Yukarıda bahsettiğimiz gibi, katarakt belli bir yaş üzerinde herkeste zaten gelişecektir, bu söylem doğru kabul edilemez. 

Bana “Göz Numarasını Küçültmek İçin Lazer (Excimer) Tedavisi Yerine Akıllı Lens” Önerildi, Ne Dersiniz?

Bazı kişiler yaş, göz yapısı veya numara yüksekliği gibi nedenlerle excimer lazere uygun olmayabilir (detaylar için excimer lazer bölümümüze bakınız). Özellikle yüksek hipermetrop olan hastalarda numara küçültmek için lens değişim ameliyatı önerebiliriz. Ancak öncesinde hastalarımızı bilgilendiriyor, hatta demo yapma şansı veriyoruz. Kararı hastamızla birlikte veriyoruz. 

Nörooftalmoloji

 

Nörooftalmoloji Nedir, Nörooftalmolog Kimdir?

Nörooftalmoloji Göz Hastalıkları ve Nöroloji Hastalıklarının ortak alanı kabul edilen bir üst ihtisas alanıdır. Bu alanda faaliyet gösteren doktorlara “Nörooftalmolog” adı verilir. 

Nörooftalmoloji Hangi Hastalıklarla İlgilenir?

Gözü bir kameraya benzetirsek, gözün ağ tabakasında oluşan görüntüyü beyne ulaştıran görme siniri (optik sinir) ve bunun bağlantıları Nörooftalmoloji’ nin ilgi alanına girer. Gene gözü bir atın başına benzetirsek, koşum gibi gözü farklı yönlerde oynatan 6 kas ve bu kasları yöneten 3 farklı sinir (kafa çifti) vardır: Bu kaslar ve sinirlerin hastalıkları da Nörooftalmoloji’ nin alanına girer. 

Nörooftalmoloji Hangi Meslek ile Benzeşir?

Nörooftalmolog bir “dedektife” benzetilebilir; farklı alanlarda faaliyet gösteren hekimler tarafından içinden çıkılamayan durumları çözmeye çalışmak Nörooftalmoloğun görevidir. Bizler tipik olmayan durumları çözmeyi meslek edinmiş, bu durumları çözmekten keyif alan hekimleriz. 

Nörooftalmologlara Hangi Hastalar Başvurmalıdır?

Nörooftalmologlar genellikle nedeni açıklanamayan görme kayıpları ve çift görme olan hastaları değerlendirir. Bu hastalar sıklıkla meslektaşlarımız olan Göz doktorları veya Nörologlar tarafından bize yönlendirilir. 

Nörooftalmolog Hangi Meslektaşları ile Birlikte Çalışır?

Nörooftalmolog hastanın sorununu çözmek için farklı branşları ile birlikte çalışmaya ihtiyaç duyabilir. Bu branş sıkça Radyolog ve Nörolog, bazen Romatolog ve Hematolog gibi Dahiliye’nin bazı branşları olabilir. Bu bakımdan takım çalışmasına en yatkın Göz Hastalıkları uzmanları Nörooftalmologlardır diyebiliriz. Sizi bu branşlarımızdaki meslektaşlarımıza yönlendiriyorsak bu gerçekten gerekli gördüğümüz ve sizin sağlığınıza önem verdiğimiz içindir. 

Nörooftalmologların Tanı Koyduğu Hastalıklar Nelerdir?

Optik nevrit, Mutipl Skleroz, Miyastenia Gravis, İskemik Optik Nöropati, Göz kaslarını oynatan 3., 4. ve 6. sinirlerin felçleri, göz hareketlerini etkileyen diğer beyin sapı bozuklukları ve bir sürü başka hastalık sayılabilir. Bu listeyi gördüyseniz bunların bazılarının çok ama çok önemli hastalıklar olduğunu, bu hastalıklara tanı koyarak aslında hastaların yaşam beklentilerinin uzadığını, onları ölmek, felç kalmak da dahil, daha kötü sonuçlardan korumaya çalıştığımızı görebilirsiniz. 

Nörooftalmologlar Neden Sayıca Çok Az?

Nörooftalmoloji Göz Hastalıkları’nın daha az bilinen bir alanı. Tüm branşlarda olduğu gibi iyi bir eğitimden geçmek ve uzun süre deneyiminizi artırmanız gerekli. Açıkçası zor bir yol ve herkesin çok da tercih ettiği bir yol değil. Bu nedenle sadece ülkemizde değil, tıbbın ve araştırmanın çok gelişmiş olduğu Amerika Birleşik Devletleri’nde bile Nörooftalmolog sayısının yetersiz olduğu hala tartışılıyor. Buna karşın ülkemizde bu alanda çalışan tüm meslektaşlarımızı şahsen tanıyor ve yaptığı işi ne kadar ciddiyetle ve üst düzey kalitede yapmaya çalıştığını biliyorum. Bu bakımdan ülkemiz bu açıdan çok şanslı bile kabul edilebilir.

Akıllı Telefonlar ve Göz Sağlığı

Miyopi (uzağı net görememe) ve tetikleyici faktörler

Miyopi (uzağı net görememe) toplumda en sık görülen kırma kusurlarından birisidir. Miyopinin ortaya çıkışında ailesel (genetik) faktörlerin yeri giderek daha iyi ortaya konmakta. Örneğin anne veya babası miyop olan bir çocuğun doğar doğmaz olmasa bile ilerleyen yaşla birlikte, özellikle okul çağı döneminde miyop olma ihtimalinin daha yüksek olduğu biliniyor. Buna karşın anne veya babası miyop olan çocuk ve gençlerde daha yüksek miyopi numaraları ile sıkça karşılaşıyoruz. Burada ailesel yatkınlıkla beraber çevresel faktörlerin de katkısı giderek daha çok ilgimizi çekiyor, araştırma konusu oluyor. Örneğin açık havada daha çok vakit geçiren çocuklarda miyopinin daha seyrek görüldüğünü ortaya koyan çalışmalar literatüre girmiş durumda. Özellikle çocuklarımızın görme kusurlarının aktif olarak değiştiği ilk 8-10 yaş döneminde daha sık dış aktivitelerle ilgilenmesi miyopi gelişim riskini azaltıyor olabilir.

Bazı çalışmalarda bir kuşaktan sonrakine daha sık miyoplaşma görüldüğü, hatta ülkedeki eğitim düzeyinin artması, sanayileşme ve teknolojik ilerlemenin yaygınlaşmasına bağlı olarak da miyopinin daha sık görüldüğü gösterilmiş. Bu da miyopinin gelişmesi ile artan eğitim düzeyinin, uzayan yakın çalışma (okuma, bilgisayar) saatlerinin artmasının etkisi olabileceğini bize düşündürüyor.

Son yıllarda giderek daha yaygın kullanılan, hatta hepimizin günlük hayatının parçası haline gelen akıllı telefonlar ise miyopinin tetiklenmesinde ve artmasında yepyeni bir etken olabilir. Günlük yaşamdaki mevcut yakın çalışma yüküne ek olarak, gözlerimizi daha da yakın bir faaliyete zorlayan bu cihazlar, genellikle standart okuma mesafesi olan 40-50 cm.den daha da yakında tutuluyor, genellikle de daha küçük cisimleri görmek için bizleri zorluyor. Bu da miyopinin ortaya çıkmasında ve ilerlemesinde yepyeni bir risk faktörü olabilir.

Ne Yapmalı?

Özellikle göz numarasının aktif olarak değiştiği ve gözde emetropizasyon adı verdiğimiz numaranın doğal gelişim süresi içinde düzene girdiği ilk 9-18 aylık sürede bebeklerimizi bu tür cihazlardan uzak tutmak yararlı olacaktır. Emetropizasyonın azalarak da olsa sürdüğü ilk 8-10 yaş ve hatta sonrası döneminde de çocuklarımızı bu tür cihazlardan mümkün olduğunca belli kurallar koyarak, süre sınırları getirerek faydalandırmak önemli olabilir. Miyop olmayan çocuğumuzun miyoplaşma riskini bu şekilde azaltabilir, miyop olan çocuğumuzun da numara artış hızını bu şekilde yavaşlatabiliriz.

Arcus Senilis ve Pterjiyum

Yaşlılık Halkası (Arcus Senilis) ve Kuş Kanadı (Pterjiyum)

Korneada sık görülen diğer yaşlılık bulguları da korneanın dış çevresinde beyazlaşmaya neden olan ‘Yaşlılık Halkası (Arcus Senilis)’ ve gözün beyaz kısmından korneaya doğru uzanan ‘Kuş Kanadı (Pterjiyum)’dır. Bu iki durum da uzun süreli olarak güneşin zararlı Ultraviolet (UV) ışınlarına maruz kalma sonucu oluşur. Önlemenin ve geciktirmenin en kolay yolu çıplak gözle dış ortamda bulunduğumuzda UV blokajı güvenilir güneş gözlükleri kullanmaktır. Yaşlılık halkası için genellikle tedavi gerekmez ancak kuş kanadı kornea tabakasına ilerlediğinde tedavisi ameliyattır.

Aydınlatma ve Göz Sağlığı

Mekanlar içinde yaşayan insanlarla birlikte yaşar. Bir yaşam veya iş ortamı tasarlanırken, hem fiziksel, hem de ruhsal olarak içinde yaşayan insanların ihtiyaçları göz önünde bulundurulur. Aydınlatma bir mekanı tamamlayan en önemli unsurlardan birisidir; yaşanacak alanı tamamlar. Aydınlatmanın bunun yanında insan ruh ve göz sağlığı üzerinde de olumlu veya olumsuz etkileri olabilir. Bu yazıda yaşadığımız mekanların göz sağlığımıza zarar vermeden nasıl tasarlanabileceği ile ilgili bazı ipuçlarını vermeye çalışacağız.

İyi Aydınlatma Nedir?

İyi aydınlatma, bireyin yazılı veya basılı dokümanları rahatsız olmadan okuyabileceği ışık seviyesini ifade eder. Bunun altında kalan ışık seviyeleri çalışmayı güçleştirerek zorluk yaratır; Baş ve boyun ağrısı, gözlerde batma ve yanma gibi sorunlara sebep olabilir. Bundan daha parlak ışık seviyesi ise gözde kamaşma, parıldama, kontrast ayırmada güçlük ve yorgunluk gibi sıkıntılara neden olur.

Ortam Aydınlatması Tasarlanırken Nelere Dikkat Etmeli?

Ortam aydınlatması sırasında öncelikle gün ışığı varsa, bundan yararlanılmaya çalışılmalıdır. Gün ışığı renklerin daha doğal görünmesini sağlar, kişide mutluluk hissi uyandırır. Ancak doğrudan ve aşırı gelen gün ışığı rahatsız edici olabilir. Bu tarz gelen gün ışığını engellemek için camlar filtre ile kaplanabilir veya tül perde gibi araçlar kullanılabilir. Doğrudan gelen aşırı parlak gün ışığı da rahatsız edici olabilir.

Gün ışığının yetersiz olduğu mekanlarda veya kış ayları gibi günlerin kısaldığı zamanlarda elektriksel aydınlatma araçları kullanılır. Bunlar arasında ampüller, floresan, led veya halojen ışıklar sayılabilir. Kalabalık çalışılan veya ofis benzeri iş ortamlarında genel olarak her yeri eşit miktarda aydınlatan tavan aydınlatmaları tercih edilmelidir. Buradaki amaç, çalışılan mekanın her noktasının benzer ışık sıcaklığı ve parlaklığı ile aydınlatılmasıdır. Bu bakımdan tercih edilebilecek bir aydınlatma biçimi, ışığın doğrudan değil de tavana veya duvara yansıyarak ortamı aydınlattığı ‘dolaylı (indirekt) aydınlatma’ dır. Bu tarz aydınlatma ile kamaşma ve gölge oluşması gibi istenmeyen etkiler en alt düzeyde tutulabilir. Çünkü kamaşma ve gölge gözleri yorar.

Floresan gibi özellikle soğuk ışık tonlarının kullanıldığı ortamlarda, parıldamayı azaltmak için başka yöntemler de kullanılabilir. Işığın önüne konabilen kafes veya filtreler bu tür araçlar arasındadır.

Işığın Yönü Ne Olmalı?

Genel amaçlı iş ve yaşam alanlarında doğrudan gelen ışık gözü yorduğu için çok tercih edilmez. Bu nedenle ideal aydınlatma biçimi dolaylı aydınlatmadır. Bu tür aydınlatmada ışığın yönü genellikle ya tamamen ya da büyük oranda tavana doğru verilir ve tavandan yansıyan ışıkla aydınlatma sağlanır. Ancak özel durumlarda çalışırken doğrudan ışık gelmesi gerekebilir (tamirci, saatçi,vb).

Işığın Tonu (Sıcaklığı) Nasıl Olmalı?

Bir rengin doğal olarak farkedilmesi ancak gün ışığında mümkündür. Aydınlatma araçlarında da genellikle gün ışığına en yakın olan tonlar tercih edilir. Işığın tonunu (sıcaklığını) ifade etmek üzere Kelvin (K) birimi kullanılır. 5000 K öğlen ışığına denk gelir. 5000 K’den daha yüksek derecede ışık tonları soğuk ışıklar (mavimsi beyaz), 3300-5000 K arasındaki tonlar ara değerler (beyaz), 3300 K’den düşük ışık tonları ise sıcak (pembemsi beyaz) olarak izlenir. Kelvin cinsinden rakam azaldıkça renk kırmızıya (sıcak renkler), arttıkça maviye (soğuk renkler) yaklaşır. Sıcak renkler insana rahatlık ve keyif verdiğinden daha çok ev ve dinlenme ortamlarında tercih edilmelidir. Soğuk ışıklar ise uyanıklık ve dikkat artışı sağladığından iş ortamında tercih edilmelidir.

Günümüzde floresan, tungsten veya led lambalar farklı sıcaklık derecelerinde üretilebilmektedir. Lamba ve ampüller sıcaklık derecelerinin tüketiciler tarafından daha kolay anlaşılabilmeleri için soğuk beyaz-sıcak beyaz veya günışığı olarak da isimlendirilirler.

Uyku ve Aydınlatma

İnsan beyninde yer alan epifiz bezi tamamen karanlıkta iken Melatonin isimli hormonu salgılar. Bu hormon vücudun gece-gündüz döngüsünü düzenler. Aynı zamanda vücutta bağışıklık sistemi üzerinde düzenleyici etkisi vardır. Düzenli melatonin salınımı stresi azaltır ve mutluluk hissi yaratır. Melatonin hormonu salınabilmesi için uykunun karanlıkta gerçekleşmesi gerekir. Bu nedenle uyku sırasında hem ışıkların hem de TV gibi ışık yayan elektrikli aletlerin kapalı tutulması gerekir.

Gözde Işık Çakmaları

Gözlerde ışık çakması nedir? 

Işık çakması görmemizin bir alanında gördüğümüz parıldamalar, kıvlcımlardır. ‘Şimşek çakması veya çakmak kıvılcımı’ görüntüsüne benzeyebilir. Tek gözde görülebildiği gibi, iki gözde birden de olabilir. Sıklıkla aniden ortaya çıkar, altta yatan nedene bağlı olarak süresi ve tekrarlamaları değişkenlik gösterir.

Işık çakması tek gözde olabildiği gibi iki gözde de olabilir

Tek gözde aniden ortaya çıkan ışık çakması, özellikle 60 yaş üzerinde oldukça sık görülen bir bulgudur. Süresi kısadır (saniyeler), göz hareketleri ile tekrarlayabilir, gözde uçuşmalar eşlik edebilir. Tek gözde ortaya çıkan ışık çakması genellikle o göz içinde meydana gelen bir rahatsızlığın habercisidir. İki gözde birden görülen ve daha nadir görülen bir tür ışık çakması ise genellikle daha uzun sürelidir (15-30 dakika), bulanık görme veya zikzaklı şekillerle birlikte görülebilir; bu tür bir ışık çakmasının ardından şiddetli başağrısı eşlik ediyorsa, göz içi bir problemden çok migren tipi bir başağrısı veya beyindeki görme merkezi rahatsızlığı altta yatan neden olabilir.

Her iki türde ışık çakması altta yatan önemli bir klinik durumun habercisi olabilir ve en kısa süre içinde muayene olmayı gerektirir.

Tek gözde oluşan ışık çakmasının nedeni nedir?

Tek gözde meydana gelen ve uçuşmaların eşlik ettiği ışık çakmalarının en sık nedeni, gözün büyük bir kısmını dolduran vitreus isimli göz içi sıvısının retina üzerine uyguladığı kuvvettir. Bu sıvı gözdeki yaşlanma sürecinin doğal bir parçası olarak daha akışkan hale gelir ve ağ tabakayı çekerek ışık çakmalarına neden olur. Ayrıca gözümüze herhangi bir şey çarptığında da aynı mekanizma ile ışık çakmaları görürüz. Göz içinde meydana gelen kanamalar veya gözün başka iltihabi hastalıklarında da ışık çakması olabilir; bu durumda gözün önünde uçuşan noktacıklar ve görmede azalma olabilir. İki gözde birden meydana gelen ve başağrısının eşlik ettiği ışık çakmaları ise daha karmaşık beyinsel mekanizmalar sonucu ortaya çıkar ve başağrısı eşlik edebilir.

Göz içi sıvısının 65 yaş üzerinde %75’e varan sıklıkla ağ tabakadan ayrılması nedeniyle, özellike bu yaş grubunda ışık çakmaları sık gözlenir. Ayrıca gözünden kaza veya ameliyat geçirmiş kişilerde, miyoplarda, göz içi iltihabi hastalığı olanlarda da bu şikayete her yaşta rastlanabilir. İki gözde ışık çakması bulunan kişilerin geçmişlerinde ise sıklıkla başağrısı ya da migren öyküsüne rastlanır. Çocukluk çağında da bu şikayetler olabilmekte, özellikle ailesinde migren öyküsü bulunan çocuklarda daha sık rastlanmaktadır.

Tek gözde aniden ortaya çıkan ışık çakması hemen her zaman göz içindeki bir hastalığın veya durumun habercisidir. Bu durum gözün doğal yaşlanma sürecinin parçası olan göz içindeki vitreus sıvısının ağ tabakadan (retinadan) ayrılması olabilir. Ayrıca gözde ortaya çıkan iltihabı hastalık veya göz içi kanamasından da kaynaklanıyor olabilir. İki gözde birden ortaya çıkan ve başağrısının eşlik ettiği bulanık görmelerde ise gözün görme merkezini ilgilendiren bir hastalık veya migren hastalığı altta yatan neden olabileceğinden, buna dönük testler yapılabilir ve hasta Göz Nörolojisi (Nöro-Oftalmoloji) konusunda uzmanlaşmış bir uzmana ve Nöroloji Hastalıkları Uzmanına yönlendirilebilir.

Tek gözde aniden ortaya çıkan ışık çakması ağ tabakadan ayrılan vitreus sıvısından kaynaklanıyorsa, %15 oranında ağ tabakası yırtığına sebep olabilir. Eşlik eden bir kanama varsa (uçuşan noktalar olarak hissedilebilir) yırtık riski daha da yüksektir. Eğer ağ tabaka yırtığı bu aşamada tespit edilebilirse, poliklinik şartlarında uygulanacak lazer tedavisi ile tedavi edilebilir. Oluşan bu yırtıktan ağ tabaka altına vitreus sıvısı geçerse ‘Retina Dekolmanı’ adı verilen hastalık ortaya çıkar. Bu durumda ise tedavi ameliyattır.

Gözde aniden ortaya çıkan ışık çakmaları her durumda göz doktoruna gecikmeksizin başvurulması için önemli bir sebepdir. Özellikle daha genç miyop hastalarda, göz travmaları sonrasında veya gözde uçuşmalarla beraber ortaya çıkan ışık çakmalarının altında acil tedavi edilmesini gerektiren bir durum yatıyor olabilir. Işık çakmalarının şekli veya sıklığı ile ağ tabakada yırtık oluşması arasında ilişki kurulması çok doğru olamayacağından detaylı bir göz muayenesi altta yatan nedene ışık tutacaktır.

Işık çakması ile birlikte retina yırtığı gelişmişse tedavisi nedir?

Ağ tabakada oluşan yırtığın lazerle tedavisi günlük pratikte oldukça sık uygulanan bir tedavidir. Yakınmalarının başında göz hekimine ulaşacak bir hasta hem hastalığının erken tedavisini sağlamış olur, hem de yırtığın altına sıvı girmesi ile oluşacak retina dekolmanına engel olmuş olur. Zamanında müdahele gerektiren yırtıkların tedavi edilmemesi durumunda gelişecek retina dekolmanı durumunda tedavi kaçınılmaz olarak ameliyat olacaktır.

Ağ tabaka yırtıklarında uygulanan lazer tedavisi göz polikliniklerinde bulunan uygun özellikte lazer cihazı ile ayaktan uygulanan bir tedavidir. Tedavi öncesinde gözbebeğinin büyütülebilmesi için bazı damlaların göze damlatılması ve 30-60 dakika arasında beklenmesi gerekir. Tedavi sırasında gözün yüzeyi damla ile uyuşturulur ve lazer ışınının yırtık çevresine yönlendirilebilmesi için kullanılacak özel bir lens göz yüzeyine temas eder. Lazer tedavisi ile yırtığın çevresinde bir yanık tabakası oluşturularak göz içi sıvısının yırtıktan ağ tabaka altına ulaşmasının engellenmesi amaçlanır. Tedavi hastaların büyük bir kısmında ağrısızdır. Hastanın bu tedavi öncesinde veya sonrasında hastanede yatması gerekmediğinden günlük yaşamına devam edebilir. Ancak gözbebeğini büyütmek için kullanılan damlaların etkisi nedeniyle, gözde bulanık görme meydana gelir, bu etki kullanılan damlaya göre ortalama 2-3 saat ile 1 gün arasında değişebilir. Ayrıca lazere bağlı yanığın tam olarak oluşması için gereken yaklaşık 1 haftalık sürede spor gibi bazı aktivitelerin kısıtlanması yerinde olacaktır. Uygulanacak lazer tedavisi retina dekolmanı riskini büyük bir oranda azaltır ancak daha sonraki süreçte başka bir retina yırtığı gelişebileceğinden düzenli göz kontrolleri ihmal edilmemelidir.

Gözde Alerji Mevsimi Geldi. Nelere Dikkat Etmeli?

Uzun ve zorlu bir kış ayının ardından ilkbahar aylarına nihayet kavuştuk. Bir ara kış sanki hiç bitmeyecek gibi gelmişti hepimize. Ancak iyi tarafından bakarsak, yağışlı geçen kış mevsimi su kaynaklarının yenilenmesi ve dolması için çok yararlı oldu.

Yağışı bol geçen kış aylarını genelde çok yeşil ve çiçekli bir ilkbahar mevsimi takip eder. Kışın bol bol yağış alan bitkiler bahar aylarında adeta coşku ile çiçek açar ve renklere bürünür. İşte böyle bahar aylarında açan çiçeklerden bol bol polenler doğaya yayılır ve bize de ulaşır.

Alerji pek çoğumuzun muzdarip olduğu bir durum. Alerji çoğu hastada kendisini burun akınıtı ve tıkanıklığı, burun bölgesinde kaşıntı şeklinde kendisini gösterir. Alerji bazı hastalarda solunum güçlüğü, hatta astıma neden olabilir. BAzı hastalarda ise gözlerde kaşınma ve sulanma şikayetlerine neden olur.

Gözde bahar alerjisi olan hastalar bu mevsimin geldiğini hemen hissederler. Gözlerde kaşınma, kızarma, sulanma en tipik bulgulardır. Özellikle daha küçük çocuklarda bahar alerjisi daha ağır ve zor geçebilir. Aileler çocuklarının gözlerinde beyaz tabaka (sklera) ile saydam tabaka (kornea) birleşminde kızarıklık ve kabarıklıklar görebilirler. Bu ağır geçen alerjinin bir bulgusudur.

Gözde bahar alerjisi olan çocuklar mutlaka tedavi edilmelidir. Gözlerin sık ve şiddetli bir şekilde kaşınması, zaman içinde saydam tabakayı oluşturan kolajen liflerin güçsüzleşmesine ve şeklinin bozulmasına neden olabilir. Böyle bir değişikliğe uğrayan saydam tabaka normalde cami kubbesi gibi olan yapısını kaybeder ve sivrileşmeye ve koni şeklini almaya başlar. Buna keratokonus hastalığı adı verilir.

Gözde bahar alerjisi keratokonus hastalığı için en önemli risk faktörlerinden biridir. Ailesinde hiç keratokonus hastası olmayan bir çocukta şiddetli kaşıma nedeniyle keratokonus hastalığı meydana gelebilir.

Keratokonus her ne kadar ışın tedavisi (Cornea cross-linking) ile durdurulabilen, sert veya hibrit lenslerle tedavi edilebilen bir hastalık olsa da, görme kaybı ile sonuçlanabilen bir hastalıktır. Bu nedenle en başından önlenmesi büyük önem arz eder.

Çocuğunuzda veya sizde gözlerde bahar alerjisi varsa, damlalarla tedavisi mümkündür. Bu amaçla anti-histamnik ve kortizonlu damlalar yaygın olarak kullanılır. Son yıllarda kortizonlu damlaların olası yan etkilerinden kaçınmamızı sağlayan ve bağışıklık sistemini daha güvenli şekilde baskılayabilen damlalar (Siklosporin) da mevcuttur.

Çocuklarda Göz Muayeneleri

Çocuklarda Göz Sağlığı ve Göz Muayeneleri

Çocuklarımızın sağlıklı bir birey olarak yetişebilmelerinde göz sağlıklarının önemi büyüktür. Görme bir çocuğun sağlıklı ve sosyal bir birey olma yolunda ona en yardımcı duyulardan birisidir. Beynimize ulaşan bilgilerin yaklaşık %90’ının görme yoluyla ulaştığını düşünürsek sağlıklı gözlerin eğitim ve öğrenim hayatındaki önemi yadsınamaz. Sağlıklı gözler gelişme çağındaki bir çocukta beynin görme merkezlerinin gelişimine katkı yapar. Bunun sağlanması çocukta ‘Ambliyopi’ yani ‘Göz Tembelliği’ gelişimine engel olur.

İlk Göz Muayenesi Yaşı Ne Olmalı? İlk Göz Muayenesinde Nelere Bakılmalı?

Tüm yeni doğan çocuklar doğumdan en kısa süre sonra Çocuk Hekimi, Aile Hekimi veya Göz Hekimi tarafından değerlendirilmeli ve gözde sağlıklı bir kırmızı refle varlığı tespit edilmelidir. Bu refle gözün arka duvarını kaplayan retina (ağ) tabakanın yansımasıdır ve görülmesi sağlıklı bir göz için ilk önemli ipucudur. Yenidoğan bir bebekte kırmızı reflenin alınamaması gözde katarakt, kornea (saydam) veya retina tabakasında doğuştan var olan bir bozukluk anlamına gelebilir; bu durumda hastanın bir Göz Hekimi tarafından mutlaka detaylı olarak değerlendirilmesi gerekir. Ayrıca riskli bebekler ki bunların içinde prematüre doğanlar; ailede çocukluk çağında katarakt, glokom (göz tansiyonu yüksekliği), retinoblastom öyküsü olanlar; gözde titreme (nistagmus) olanlar ile gecikmiş nörolojik gelişimi bulunanlar da yine Göz Hekimi tarafından doğumdan sonraki en kısa süre içinde görülmelidir.

İlk Yaş İçindeki Göz Muayenelesinde Nelere Bakılır?

Bebeklerin ilk yaş muayenelerinde gözde kırmızı refle varlığı teyid edilir. Çocuğun gelişimi ile uyumlu göz teması kurup kuramadığına, göz takibinin olup olmadığına bakılır. Göz hareketlerinde kıstlılık veya şaşılık bulgusu varsa bunun tedavisi planlanır. Göz bebeklerinin eşit olup olmadığı, ışığa verdiği yanıtın normal olup olmadığı değerlendirilir.

İlk yaş çocukluk çağı kataraktının tespit ve tedavi edilmesi, için kritik bir dönemdir. Bu dönemde başlanacak tedavi ile derin göz tembelliği önlenebilir. Bu yaş grubu bebeklerde gözde sulanma sık görülür; bunun nedeni genellikle gözyaşı kanallarında doğştan gelen darlık ve tıkanıklıktır. İlk yaş içinde masaj ile gözyaşı kanal tıkanıklıkları büyük oranda çözümlenebilir ancak yapılmadığı veya geç yapıldıüı takdirde cerrahi girişim gerekebilir. Gözde sulanma, ışığa hassasiyet, kornea tabakasında bulanıklık doğuştan gelen glokom bulgusu olabileceğinden üzerinde mutlaka durulmalıdır. Bu yaş grubunda sıkça görülen bir başka bulgu da kapaklara, hatta alına dek uzanabilen damarsal ağ bozulmalarıdır (hemanjiyom). Bunlar ilk yaş içinde hızlı büyüme gösterebilir ve göz kapağında düşüklüğe sebep olup göz tembelliğine neden olabilir ancak genel seyri ileri yaşlarda kendi kendine gerileme yönündedir. Yine bu yaş grubu bebeklerde göz numarası muayenesi özellikle gözün iç kaslarını geçici olarak durduran damlalarla (ki bunlar aynı zamanda göz bebeğini büyüten damlalardır) yapılmalıdır. Bebeklerde göz numarası sıfır olmayıp çoğunlukla hipermetrop ve astigmat bileşenlerden oluşur; bu numaraların varlığı gözün ve beynin sağlıklı gelişimi için koordine edilmiştir. Önemli olan normal aralık kabul edilen rakamların üstünde göz numarası olup olmaması veya mevcut numaraların çocuğun çevresindeki dünyayı algılamasına engel olup olmamasıdır.

3. Yaş Göz Muayenesinde Nelere Bakılır?

Bu yaş çocukların muayenede uyum gösterdikleri ve görme keskinliğinin anlaşılabildiği ilk dönem olarak kabul edilebilir. Çocuk artık duygu ve düşüncelerini ifade edebilmekte, çevresi ile sağlıklı bir iletişim kurabilmekte ve çevresinde olanları merak etmektedir. Çocuğa uygun görme eşelleri ile çocuğun görme düzeyi tespit edilebilir. Yine bu yaş grubunda göz hareketlerinin dengeli olup olmadığına çocuğun göz numaralarının normal sınırlarda olup olmadığına (tercihan göz damlaları kullanılarak yapılan muayene ile) bakılır. Önden arkaya tüm göz tabakalarının durumu hastanın da uyumunun armtası ile daha rahat değerlendirilebilir. Çocuğun uyumuna göre farklı eşeller kullanılarak renk körlüğü olup olmaması da ilk olarak bu yaşta değerlendirilebilir.

6 Yaş Göz Muayenesinde Nelere Bakılır?

Bu yaş çocuğun eğitimde önemli bir basamağı ile örtüşür, çocuk ilkokula başlamaktadır. Bu noktaya kadar farkedilmemiş bir az görme nedeni, sıklıkla çocuğun öğretmenleri tarafından farkedilecek ve çocuk muayeneye yönlendirilecektir. Nadiren de çocuğun okuldaki başarısızlığının tahtayı ve öğretmenini az görmesi olduğu geç farkedilecek, bu da okula başlama yaşındaki çocuğun okul ile ilgili olumsuz duygulanıma girmesine neden olacaktır. Bu bakımdan bu yaş grubu çocuklarda görme keskinliğinin ve her iki gözün görmeye dengeli katılımının teyidi çok önemlidir. Göz hareketlerinin sağlıklı olup olmaması, dengeli bakış bu yaşta mutlaka tespit edilmektedir. Yine bu yaş grubunda çocuklarda sessiz de seyredebilecek olan üveit (göz içi iltihaplanması) benzeri rahatsızlıkların taranması amaçlanır. Genel öneri, bu muayenenin sağlıklı çocuklarda periodik olarak yılda bir, en geç iki yılda bir tekrarlanmasıdır. Bu yaşta ortaya çıkan kırma kusurları (miyop, hipermetropi astigmatizma) veya göz tembelliği gibi durumların takibi hastalığın durumuna göre daha sık tekrarlanabilir.

10 Yaş Göz Muayenesinde Nelere Bakılır?

Bu yaş çocukların eğitiminde ikinci basamağın başlangıcı ile örtüşür. Bu yaş grubu miyopi ve astigmatizma gibi kusurların daha sık ortaya çıktığı, bu nedenle de mutlaka muayenenin tekrarlanması gerektiği yaşlar olarak ifade edilebilir. Ergenlik çağının da başlangıcı ile bu yaş grubunda duygusal durum değişir, ilk gençlik döneminin başındaki bu çocuklarda gözlük kullanmaya başlamakta, gözlüğü kabul etmekte sorunlar oluşabilir. Önemli olan sağlıklı göz numarasının tespiti ve çocuğun eğitim hayatının etkilenmemesini sağlayacak göz numarasının bulunabilmesidir. Çocuk ile sağlıklı bir iletişim kurularak uygun gözlüklerin takılması sağlanabilir. Yine bu dönemde mevcut refraksiyon kusurlarının çocuğun büyümesinin hızlanması ile birlikte hızlı artışlar gösterdiği izlenebilir. Bu nedenle özellikle kırma kusuru nedeniyle gözlük kullananların daha sık muayene olması gerekebilir.

10-18 Yaş Arası Muayenelerde Nelere Bakılır?

Bu yaş grubu muayeneleri ağırlıklı olarak mevcut kırma kusurlarının takibi, değişiminin izlenmesinden oluşur. Daha önce başlanmış olan şaşılık tedavilierinin sonuçlarının alındığı, derlendiği yıllardır. Bu dönemde kırma kusurları için gözlük kullanımı yaygınken, özellikle spor,vb aktiviteler için kontakt lenslerin kullanımı gündeme gelebilir. Öz bakımı iyi, kontakt lens bakımını sağlıklı biçimde üstlenebilecek gençlerde kontakt lens eğitimi verilebilir ancak bu konuda ailenin desteği mutlaka aranmalıdır.

Glokom

Glokom (Göz Tansiyonu Hastalığı)

Glokom hastalığı aslında bir görme siniri hastalığıdır ve görme sinirini oluşturan liflerin tedricen azalması ile gelişir. Ancak tedavisi esas olarak göz içi basıncını azaltmaya dayalı olduğu ve en önemli risk faktörlerinden birisinin yüksek göz içi sıvı basıncı olması nedeniyle ‘Göz Tansiyonu’ hastalığı olarak da anılır. En sık görülen türleri maalesef en sessiz seyreden ve en geç bulgu verenlerdir. Görülme sıklığı 40 yaşından sonra giderek artar. Bu nedenle 40 yaşından sonra yılda bir düzenli göz muayenesi olmamızın en önemli gerekçesi kabul edilebilir. Hastalar bazı glokom türlerini gözde kızarıklık ve ağrı, bulanık görme gibi bulguları ile farkedebilir. Ancak büyük oranda muayene sırasında tesadüfen farkedilir ve farkedildiğinde ilerlemiş olabilir. Tedavi hastalığın seyrini durdurmayı ve sinir kaybını engellemeyi amaçlar. Kaybedilmiş olan sinir hücrelerinin telafisi bugün için mümkün değildir. Tedavinin belkemiği, göz içi basıncını düşüren göz damlalarıdır. Günümüzde seyrek dozlama ile etkili olan pek çok göz damlası mevcuttur. Damlalarla tedavisi mümkün olmayan Glokom türlerinde cerrahi seçenekler de uygulanmaktadır.